MEHMET EYMÜR'DEN "ERGENEKON ANALİZİ"

ERGENEKON AMA HANGİSİ?

Çok şey bilen adam: Mehmet Eymür, 2000 yılında Tuncay Güney’i deşifre ettikten 2 yıl sonra da Ergenekon’u tefe koyuyordu. Eymür yine ATİN adlı sitesinde 2002 yılında, Fehmi Koru’nun Yeni Şafak Gazetesi’ndeki yazısından yola çıkarak, Ergenekon’u deşifre ediyordu. Eymür ‘Ergenekon’ adlı yazısında çok çarpıcı detaylar ortaya koyuyordu. Yazının yayınlandığı yıllarda çok da dikkate alınmaması bir yana, bugün yazıyla ilgili çözümleme yapıldığında, Ergenekon’un ne olduğu veya ne olmadığı konularına açıklık getiriyor.
Tarihin en büyük davası olarak başlayan ve çözümden ziyade karmaşaya dönen davada yargılanan sanıklarla ilgili Eymür 2002 yılında, önemli açıklamalarda bulunmuş. Mehmet Eymür, bugün yargılanan ve Ergenekon örgütü üyesi olmakla suçlananların gerçek Ergenekoncu olmadığını savunuyor. Eymür’ün bu iddiası dengeleri alt üst edecek cinsten olmasına karşın;
Belki de; Gerçek Ergenekon Yapılanması konjonktür gereği, içinde barındırdığı Amerikan karşıtlarını, iktidar muhaliflerini temizleme kararı almış olabilir.
Belki de; günümüze kadar gizli kalmayı başarmış Ergenekon Örgütü, 12 yıldan beri kamuoyuna deşifre oluyordu. Çeşitli defalar Ergenekon’la ilgili haberler yapılmıştı. İsmi medyada yıpratılmaya başlayan örgüt gizli kalamayacağını anlayınca, aynı zamanda ABD’nin de isteğiyle; bir operasyon kararı alarak içinde bulunan muhalifleri temizliyor olabilir.
Ergenekon operasyonunu desteklesin veya desteklemesin herkesin en çok merak ettiği konu örgütü kimin yönettiği yani bir numaranın kim olduğudur. 2010 yılına gelindiğinde, ne medyanın ne de kamuoyunun artık bir numara merakının kalmadığı görülüyor. Herkesin ortak görüşü; operasyonda eksik ayaklar olduğu konusu ise artık tartışılmıyor veya üzeri örtülüyor.
28 Şubat’ın efsane polisi Batı Çalışma Grubu’nu deşifre eden Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, 20 Nisan 2009 tarihinde Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel’e verdiği röportajda Ergenekon Operasyonu’nun eksik ayaklarının olduğunu ifade ederek, örgütü yönetenler hakkında da ipucu veriyordu.
Önce Bülent Orakoğlu’nun Taraf Gazetesi’nde yayınlanan röportajına bir göz atalım. Daha sonra Mehmet Eymür’ün 2002 yılında yazdığı ‘Ergenekon’ adlı yazısını aynen vereceğim.
“Kamu kuruluşları arasında yargı ve polis bacağı eksik. En önemlisi parlamento bacağı çok eksik. Türkiye’deki Gladio dünyadaki Gladioların en girift ve en ketum olanı. Bunu İtalyan savcı da, İtalyan Gladiosunun bir numarası olan eski Cumhurbaşkanı Francesca Cossiga da söyledi. Bir de sadece bizde ve Almanya’da Gladio kaldı”
……
“…İtalya’da operasyonu yapan savcı, Türkiye’deki yapının çok farklı olduğunu söyledi. Çünkü her yerde Gladio komünizm tehlikesine karşı kurulmuş ve aşırı sağdan oluşmuş. Türkiye’de ise hem aşırı sol hem aşırı sağ, hem Kürtçüler hem de İslamcılar kullanılıyor. Dört eğilimden insanlar bu örgütün içine alınıp Türkiye’nin içini karıştırmak, istikrarsızlaştırmak ve darbeye sürüklemek için kullanıldılar”
“Bir numara devamlı değişiyor. Örgütün en üstünde kurul var. Kurulun yönlendirdiği bazı insanlar, farklı zamanlarda bir numara olarak seçilebiliyor. Kurulun üstüne gidilemez. Çünkü bariyerler var. İtalya’da bile kurula gidilemedi. Orada kurulun seçtiği bir numaranın cumhurbaşkanı olduğu ortaya çıktı”
…..
Mehmet Eymür 2002 yılında Ergenekon yapılanması hakkında bilgi verirken, aslında 2000 yılından itibaren yapılanma içine giren bir örgütten bahsediyordu. Adı da: Ergenekon… Oysa bize anlatılanlar, Ergenekon’un Türkiye’nin NATO’ya alınmasından sonra kurulduğu hatta örgütün İttihat ve Terakki’ye kadar uzanan köklü bir yapısı olduğuydu. O zaman bize sunulan Ergenekon hangisi? Aşağıda Eymür’ün yazısını da okuyunca İki farklı Ergenekon ortaya çıkıyor. Kafalar daha çok karışıyor.


Ergenekon
 4/6/2002 - 00:56 - Atin

Yenişafak gazetesi köşe yazarlarından Taha Kıvanç 30 Nisan 2001 tarihinde “Hayaller gerçek galiba” başlığı altında bir yazı yazdı.
Yazı, Taha Kıvanç’ın eline geçen İstanbul, 29 Ekim 1999 tarihli, “Ergenekon: Analiz- Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi” ile ilgiliydi.
Taha Kıvanç, yazı ile ilgili aldığı tepkiler üzerine ertesi gün, 1 Mayıs 2001’de köşesinde aynı konuya devam etti. “Deli saçması sanmayın” başlıklı yazısında şöyle diyordu:
“Sanki ben çıkarmışım gibi, dün, bütün gün, “Bu Ergenekon da nereden çıktı?” sorusuna cevap vermek zorunda kaldım. Bazısı onu ‘mâlî’ amaçlı bir örgütlenme sanmış; bazılarıysa, MHP’nin iktidarda bulunmasıyla irtibatlandırmış... Oysa, “Yeniden kurulsun” diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan ‘devleti yapılandırma’ amaçlı bir örgüt...
Bilen biliyor, devlet içinde aynı adı taşıyan güçlü bir örgüt geçmişte vardı. Deniz kuvvetlerinden ayrılan Erol Mütercimler, “Ben ilk kez 1980’de varlığından haberdar olmuştum” demişti Ergenekon için... Can Dündar ile Celal Kazdağlı, belgeleri konuşturarak, ‘Ergenekon’ adıyla bir kitap (İmge Yayınları, Ankara) bile yazdılar...”
Taha Kıvanç, esas ismi ile Fehmi Koru’ya en büyük tepki, zamanın Mao’cu, PKK yandaşı terörist örgütü, şimdinin ise ordu yanlısı, Kuva’yı Milliyeci, Kemalist kuruluşu Aydınlık grubundan geldi.
6 Mayıs 2001 tarih ve 720 sayılı Aydınlık Gazetesinde Hikmet Çiçek, “CIA’nın ‘Ergenekon’ yaygarasında Fehmi Koru başı çekti. Bütün bunlarla birlikte, piyasaya ‘Ergenekon’ dedikoduları da sürülüyor. Bilindiği gibi Can Dündar Türkiye SüperNATO’sunun (Kontrgerilla) ‘Ergenekon’ adıyla kurulduğunu anlatan kitap yazdı. Anlaşılıyor ki, ABD Türkiye’de kurdurduğu SüperNATO’ya bu adı koymuş veya bu adın konmasına izin vermiş. ...Türkiye ve Türk Ordusu büyük bir tertiple karşı karşıya. CIA, SüperNATO ve MİT şeflerinin işbirliğiyle Orduyu yıpratma kampanyası her alanda sürdürülüyor. Psikolojik savaşta sözde dosyalar ve raporlar imal ediliyor. “Ergenekon” hikayeleri de bu tertibin bir parçası” diye Fehmi Koru’ya hücum etti.
Bu telaşlı tepkiye; bir bölümünü Fehmi Koru’nun yayınladığı, daha geniş bir şekilde de Aksiyon Dergisi’nin yer verdiği (Aksiyon 12 Mayıs 2001 / Sayı: 336 Harun Odabaşı - Sivil Ergenekon başlıklı yazı) “Ergenekon: Analiz - Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi” başlıklı ve “Emir ve tensiplerinize...” hitabıyla biten raporu, “bizzat Doğu Perinçek’in kaleme aldığı ve Ergenekon’un yeniden yapılanmasında önemli fonksiyonlar yüklendiği” söylentileri mi neden oldu acaba?
İnternet’te yayın yapan ‘Ergenekon’ Sayfası veya ‘Gerçek Ergenekon’ isimli web sitesi Ergenekon yapılanması ile ilgili şu haber ve yorumlara yer vermiş:
“NATO uzantısı eski ‘derin devlet’ yapılanmasının yerine geçmek üzere(!) ulusalcı/milliyetçi yeni Ergenekon, toplantılara başladı.
Sitemize gelen bilgilere göre, eski ‘derin devlet’in operasyon birimleri ilk toplantısını haziran ayı içerisinde Akdeniz sahillerinde lüks bir otelde toplanarak yaptı”
“Yeni oluşumun başında, eski(!) bir MİT daire başkanı bulunuyor. Başbakanlık danışmanlığı da yapan MİT’ci lider, eski teşkilata benzer bir yapılanmaya gidilmesini savunurken, daha üst seviyelerden bağımsız bir organizasyonun kurulmasının “rica” edildiği ileri sürüldü”
“MİT eski Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay’ın da bu oluşumda görevlendirildiği ancak, grubun eski elemanlarının Alpay’a güven mediği hatta Alpay’ın da katıldığı bir toplantıya yüzlerinde kar maskesiyle katıldıkları bildirildi”
Biz Ergenekoncular’ın ulusal olmasını beklerken, 11 Eylül’deki Amerikan kâbusu sonrasında bu ekibin patronları tarafından büyük ölçüde yine ABD’nin hizmetine tahsis edildiği haberi geldi. Uzun süredir harçlık bile alamayan ekibin yeniden düzenli aylığa bağlandığı ileri sürüldü.
Toplantıya katılanlardan aldığımız bilgiler ve organizasyonda görev aldıklarını duyduğumuz kimselerin genel karakterlerinden hareketle, Ergenekoncuların henüz, Ergenekon ismi üzerinde dahi karara varamadıklarını söyleyebiliriz.
...Bizim kanaatimiz, ABD’nin bu yapılanmayı bir süre izleyeceği, bağımsız bir çizgide gitmede ısrar ederse içerdeki adamları vasıtasıyla bunu deşifre edeceği yönündedir.
Yeniden yapılanma sürecinde, askeri otoritelerin bunun Anti Amerikan bir görünüm kazanmasını en azından şimdilik istemedikleri, bu yönde yapılacak yayınları dezenformasyon şeklinde sunma kararında olduklarını analiz ediyoruz. Aydınlık dergisinin bu maksatla, aşağıda metnini okuyacağınız haberi ve “Ergenekon kuruldu” şeklindeki haber ve yorumları CIA dezenfarmasyonu şeklinde sunmaktadır.
Aslında Aydınlık Grubu’nun bir taraftan Süper NATO’yu deşifre etmeye çalışırken(!) diğer taraftan Ergenekon’u savunması da bu çerçevede anlam kazanmaktadır.
Özellikle Ergenekon’un siyasi kanadı, topluma en itici gelen gruplar eliyle yürütülmektedir. Gariptir ki, küçük bir azınlıktan gayri kimseye de güven duymamaktadır.
Aynı site “Perinçek’in Türkçüleri” bölümünde ise şöyle demiş:

“Periçekgiller’in Milliyetçi - Ulusalcı - Tarikatçı sacayağı önümüzdeki günlerde bol bol gündeme gelecek”
Maocu - Türkçü - Tarikatçı - Kemalist ittifakı. Ergenekon yine yanlış ellerde!
Ergenekon ideali tekrar hayata geçirilmeye çalışılırken, bu oluşumun bağlanacağı üst kurum konusu muallâkta kaldı.
“Adını ben verdim/ Yaşını Allah versin” demekle olmayacağı anlaşılan Ergenekon’un, ABD güdümlü eski “derin devlet”in devamı mı olacağı, yoksa tamaman milliyetçi/ulusalcı yeni bir kimlikle mi kurulacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.
Her ne kadar bağımsızlık teziyle kurulsa ve Avrasya heveslilerini heyecanlandırsa da, kazın ayağı göründüğü gibi değil.
Ergenekon’un operasyon timinin başında başbakanlık danışmanlığı da yapan meşhur bir istihbaratçı var. Bugünlerde Mikdat Alpay’ı da yeni oluşuma pazarlama gayretlerinin sürdüğünü duyuyoruz.
Ergenekon’un siyasi kanadı ise Maocu-Türkçü-Tarikatçı kimliklerine bürünen kesimlerin birbirlerine tutkallanması tavsayınca kendisini daha net ortaya koyacak.
Önce Yeni Hayat ve Aydınlık, sayfalarını birbirlerine açarak paslaşmaya başladı. Ardından birlikte paneller düzenlediler. Son safhada yanlarına Azerbaycan’dan profesörlük ünvanlı Kadiri Şeyhi Haydar Baş’ı da aldılar.
Fikir babalığını Atilla İlhan’ın yaptığı oluşumun operasyonel komutanı; Emekli Albay Hüseyin Mümtaz. Mümtaz, Yeni Mesaj’daki köşesinde şöyle buyuruyor:

“Aynı TBMM hükümetinin Kurtuluş Savaşı esnasında Kuvayı Milliye’yi canlandırmak için Anadolu’ya gönderdiği -İrşad Heyetleri- gibi.. Yeni Mesaj - Meltem TV ekibine, Yeni Hayat’a, Aydınlıkçılar’a, Hürriyet’ten Mümtaz Soysal, Cumhuriyet’ten Erol Manisalı’ya ve açıktan olmasa da - askere - büyük görev düşüyor...”
Ergenekon’un dayandığı ana tezler;
Ulusal Bağımsızlık, IMF karşıtlığı (hatta AB muhalifliği), Anti- Amerikancılık, Amerika’nın dışlandığı bir Avrasya Stratejisi, Yeniden Kuva-yı Milliye hareketi... çerçevesindedir.
Atatürkçü Düşünce dernekleri, ve eski Marxist organizasyonlarla içli dışlı çalışan bu grup, kimi zaman da Alevilik’i yalnızca bir kültür olarak yutturmaya çabalayan “ateist fakat mezhepçi” bazı derneklerle de işbirliği yürütmektedir.”
Anlaşılan “Gerçek Ergenekon” Ergenekon’la ilgili gelişmelerden ve Perinçek’in bu organizasyon içinde bulunmasından pek memnun değil. pek memnun değil...
Enterasan gelişmeler değil mi? “Ciya” düşmanı Perinçek Ergenekon’da...
Sedat Peker’in başını çektiği “Öz Türkler” veya Peker’in tanımıyla Pantürkizm (Turancılık) hareketinin gövde gösterisinin, “Ergenekon’un yeniden yapılandığı” söylentisi ile eş zamanlı olması ilginç.
Anlaşılan Türkler bundan böyle, “Öz Türkler” ve “Üvey Türkler” diye ikiye ayrılacak...
İstanbul Hilton Oteli’nde 22 Mayıs Akşamı yapılan “Öz Türkler” gününe, diğer bir tarifle Sedat Peker’in beyninde sembolize ettiği ismiyle “Birleşik Türk Devletleri”nin kuruluşuna, bir çok ünlü şahsiyetin yanısıra eski Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genel Kurmay Başkanlığı adayı Muhittin Fisünoğlu’nun katılması günün en dikkat çeken haberleri arasındaydı.
Biliyorsunuz Orgeneral Muhittin Fisunoğlu (E) -Emekli Paşaların kartvizitleri böyle oluyor- Hayyam Garipoğlunun Sümerbank’ı na da, farkında olmadan “Yönetim Kurulu Üyesi” olmuştu.
Hilton’daki davete de yine Mehmet Ali Yılmaz ve Atilla Yıldırım davet edince farkında olmadan gitmiş ama, kapıdan içeri girince manzarayı anlamış. “Olmamam gereken bir yerdeydim. Ama ne var ki, bir kere içeri girmiş bulundum. Hemen dönüp çıkamadım.” diyormuş.
Muhittin Fisunoğlu’nun referans gösterdiği ve yemeği birlikte yediğini söylediği Mehmet Ali Yılmaz, Dündar Kılıç’ın eski iş ortağı, yeraltı dünyasının işlerini takip eden bir politikacı. Atilla Yıldırım da, Alaattin Çakıcı’nın işlerini takip eden ve birçok kere gözaltına alınan ikinci sınıf bir mafya babası.
Vah paşam vah...
Paşa, herhalde Sedat Peker’den bir sitem aldı ki “Peker’i tanımaktan pişman değilim” diye düzeltme yapmak zorunda kaldı.
Kendi çizgileri ile “gönüllü zaptiye memuru anlamında” onurlu bir külhanbeyi olan Türkçü-Turancı Sedat Peker’in Aydınlık gibi ipleri kimin elinde olduğu belli olmayan bir organizasyonla yakınlık kurmasının izah edilecek bir yanı yok.
Biliyorsunuz Sedat Peker, 19 Mayıs’ta Aydınlık’a büyük bir ilan vermişti.
Çok profesyonelce düzenlenmiş web sitesi için ise söyleyecek bir söz yok.

Bizce, düşüncesi ne olursa olsun, arkasında kim olduğu belli olan siteler, fikri gelişme ve değişik bir şeyler öğrenme açısından yararlı.
Esasında legal platformlar içinde, “milliyetçi” duygularımızın kamçılanmasına ve tepkilerimizi açıkça beyan eden bireyler haline gelmemize ihtiyaç da var.
Ancak, “Birleşik Türk Devletlerinin” kurulması, devlet içinde “Ergenekon” gibi illegal bir yapılanmaya gidilmesi fikirlerini ise, tehlikeli atılımlar.
Hele hele, Perinçek gibi ajan-provakatörlerin içinde bulunduğu oluşumlar hiç bir zaman Türkiye’ye fayda getirmez.
………

(KEMAL KAPLAN- KÖSTEBEK / JİTEM MİT VE MOSSAD ÜÇGENİNDE TUNCAY GÜNEY İLE 240 GÜN- STİGMA 2010)

Popüler Yayınlar