20 MİLYAR DOLARLIK YANGIN


YANGIN VARRR!!!
20 MİLYAR DOLARLIK YANGIN

Türkiye için önem arz eden olayların yıldönümünde “unutma unutturma” der, bazen eylemlerle, bazen de konferans ve panellerle anma yapılır. Bazen de polis copları ve biber gazları eşliğinde… Amaç; ülke için vahim olayın yeniden zihinlerde yer bulması, toplumsal bir farkındalık yaratmak, ilgiyi bu yöne çekmek vs. vs. vs. Sivas olayları, Kanlı 1 Mayıs, Maraş Olayları, Uğur Mumcu, Hrant Dink suikastleri gibi olaylara bu pencereden bakılır. Yıldönümlerinde.

Doğru yaklaşımlar, doğruyu bulma yolundaki çalışmalar takdire şayandır.

Bu tür olaylara getirilen hassasiyet de takdire şayandır. Ancak ilaveler yapılmalıdır. Hem de sadece sol zihniyet çatısı altında değil tüm toplum katmanlarıyla yapılmalıdır bu anmalar.

İlavelerden kastım şudur: Sadece faili meçhul ve kanlı olayların yanında, bazı siyasi ve ekonomik olayların da yıldönümleri anılmalı, kamusal hafızaya dâhil edilmelidir.

7 Temmuz. Bugün bu tür bir olayın yıldönümü. Bende bu olaydan bahsedeceğim: 7 Temmuz 1998 tarihinde Halk Bankası yangını meydana geldi. Yangında sadece bankanın çok önemli kredi dosyaları yanmadı. Türk halkının milyarlarca doları da yandı.

Olayın ekonomik olarak büyüklüğünü anlamak için bir örnek verelim: 2001 krizinden önce ve sonra batık bankaların fona devredilmesiyle devlet özel bankalardan 10 milyar dolar zarara uğradı. Ancak iki kamu bankası olan Ziraat ve Halk Bankalarının zarar toplamı ise 20 milyar dolardı. Sadece iki bankanın zararı.

Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizini oluşturan bu yangınların meydana getirdiği etki o kadar büyüktü ki, ülke tarihinde ilk kez esnaflar polislerle çatıştı; binlerce insan işini, kalanlar da ümitlerini kaybetti. Ortaya çıkan finansal enkazın faturası gerçekten çok kabarıktı: 60 milyar dolar borç.
Hatırlarsanız, başbakanlık binası girişinde bir esnaf başbakan Bülent Ecevit’e yazar kasasını fırlatarak durumun vahametini gösterdi.

Geçtiğimiz ay Mesut Yılmaz’ın annesinin cenazesine gelen Hüsamettin Özkan’ı TV’de görünce bu yangın olayını hatırladım.
Dönemin “derin siyasetçi”lerinden iki figür yan yanaydı. Birinin annesi ölmüştü. Diğeri ise yakın arkadaşının annesine insanlık görevini ifâ etmeye gelmişti. 

YANGIN VARRR!!!

28 Şubat fırtınasından sonra ortalık siyaseten durulmaya başlıyor gibi görünmesine rağmen, asıl tufan kendini ufak ufak göstermeye başlıyordu. Özel bankaların birer ikişer fona devredilmesi, gözleri kamu bankalarına çevirdi. 1998 yılında ANASOL-D hükümeti iktidarı: Halk Bankası başbakan yardımcısı ve devlet bakanı Hüsamettin Özkan’a bağlı bir kamu bankası. Fakat banka ile ilgili usulsüzlükler ve iddialar ayyuka çıkmış durumda.
7 Temmuz 1998 tarihinde TBMM KİT komisyonu bu iddiaları değerlendirmek üzere toplanacak ve bankanın genel müdürü Yenal Ansen’i dinleyecekti. Dinledi. Ansen suçlamaları reddetti. Batık kredilerinin olmadığını açıkladı.
Aynı günkü yani 7 Temmuz 1998 tarihli Hürriyet Gazetesi olayın ciddiyetini anlatan haberde şöyle diyordu: Yüksek Denetleme Kurulu'nun (YDK) Halkbank için hazırladığı rapor, Ansen'in epey terleyeceğini ortaya koydu. Raporla, DYP il başkanının babasına sahte fatura gösterdiği halde Halkbank'tan kredi verildiği anlaşıldı. Halk Bankası'nın geçmiş yıla ilişkin hesapları bugün TBMM KİT Komisyonu'nda ele alınıyor. KİT Komisyonu'na sunulan Yüksek Denetleme Kurulu (YDK) raporunda, alınan yurt dışı kredilerin amaç dışı kullanımından, yönetim kurulunun kredi vermek için gerekli olan bazı kuralları uygulamamak için aldığı kararlara, bu karar neticesinde verilen bazı kredilerde doğan sıkıntılara kadar birçok eleştiri yeraldı. YDK'nın yoğun eleştirilerine hedef olan ve dönemin iktidar partisi DYP'ye yakın kişilere verilen kredilerin de ağırlıkla yer aldığı dönemde Halk Bankası Genel Müdürlüğü'nü, halen görevde bulunan Yenal Ansen yapıyordu.”
Aynı gün yani Yenal Ansen’in TBMM’de ifade verdiği sırada Halk Bankası’nın hukuk müşavirliğinin bulunduğu binanın beşinci katında bir yangın çıktı.

Çok ilginçtir ki, yangında hiçbir dosya kurtarılamadı. Bırakın yanmış dosya bulmayı hepsi kül olmuştu. Oysa hepimiz biliriz ki, hele o yıllarda, hele kamu kurumlarında; çelik dosya dolapları bulunurdu. Ve üzerinde “yangından ilk kurtarılacak” diye bir ibare bulunurdu. Haydi diyelim ki kurtarılamadı. Çelik dolaptaki dosyaların ne kadarı yanabilirdi.
Halk Bankası yetkilileri yangın günü ‘‘önemli bir şey olmadığı’’ yönünde açıklama yaparken, mahkemeye tespit için başvurulduğunda, çok önemli dosyaların yangında yok olduğu görüldü. Mahkemenin atadığı bilirkişinin yaptığı incelemede, yandı denilen dosyalardan ‘‘bir tek parçanın bile’’ bulunamaması dikkat çekiciydi.
Ankara 13. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından atanan Dr. Faruk Güçlü'nün yazdığı bilirkişi raporunda olay mahallinde tespite konu belge ve bilgilerden, yangın sonrası kalan bir döküm ya da kalıntı mevcut olmadığını kaydederken, ‘‘tespite konu belge ve bilgiler tamamen yanmıştır’’ ibaresine yer verdi.

 MELİH GÖKÇEK MUAMMASI

Yangın olayının peşini bırakmayan bir gazeteci arkadaşım, kendisini şaşırtan bir olayla karşılaşıyor. Ondan dinleyelim: “Ankara İtfaiye Müdürlüğü, yangın tutanağını vermekten kaçındı. İtfaiye Müdürü Faruk Kurutuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e sormadan tutanağı veremeyeceğini söyledi. Gökçek hazretleri de, tüm ısrarlara ve hatırlı aracılara rağmen her nedense, bu şaibeli yangının tutanağını “devlet sırrı” gibi saklamayı tercih ediyor. Evet; Gökçek, Hüsamettin Özkan dönemiyle ilgili bir yangının tutanağını niye vermesin? Niye elinde tutsun? Bu soruların cevabını düşünürken, 34 askerimizin şehit olduğu CASA felaketinin ertesinde ilginç bir tablo ile karşılaştım. Kocatepe’de, şehitler için cenaze töreni vardı. Bütün devlet erkânı oradaydı. Hükümet ortakları Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz da şehit tabutlarının önünde saf tutmuşlardı. Ecevit’in hemen yanı başında her zaman olduğu gibi Özkan vardı. Törenin başlamasına saniyeler kala Gökçek sahneye çıktı. Bütün kalabalığı yararak, onca devlet büyüğü dururken kendisini Hüsamettin Özkan’ın yanına attı.”

Çok ilginç bir tespit. Melih Gökçek’in olayla ne ilgisi var bilemiyorum ama ilgisi olduğu, yangın tutanağını vermemesinden belli.

2000 yılında Aksiyon Dergisi’nin batık bankalar haberi için görüştüğü, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün açıklamaları da düşündürücü: “Devletin kendi bankasının içini boşalttığını söyleyerek bu bankalardan kredi alanların tek tek açıklanmasını istiyor ve ekliyor: "Hükümet yanlısı işadamlarının Halk Bankası'ndan ve Ziraat Bankası'ndan aldığı krediler açıklansın sonra görev zararlarının sebebini daha iyi anlarız."

Güngör Uras ise daha da ürkütücü bir iddia atıyor ortaya, 23 Eylül 2003 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki yazısında: “Bu kamu bankalarından biri olan Halk Bankası'nda batan paranın yüzde 70'i, 50 işadamının kursağına girmiş. Kim vermiş bu paraları? Nerede bu 50 işadamı?”

UNUTMA UNUTTURMA…
Demokratik hukuk devleti olabilmek için, Ergenekon, Balyoz, faili meçhuller, kanlı olayların yıldönümleri nasıl hatırlanıyorsa, Beyaz Enerji Operasyonu, Karadeniz Otoyolu Yolsuzluğu,  Banka Hortumlamaları, İhale Yolsuzlukları, Önemli İşadamlarına Verilen Usulsüz Krediler, gibi olayların da birtakım etkinliklerle, eylemlerle hatırlanması ve gündeme getirilmesi gerekiyor. Sorumluları hakkında yeniden-bugünkü veriler ışığında davalar açılmasını sağlamak için kamuoyu oluşturmalı. Toplumsal farkındalık mekanizmasını bu olayların üzerinde de çalıştırmamız gerekiyor.
Geçmişiyle siyasi hesaplaşma sürecine giren Türkiye, iktisaden de hesabını görmelidir.
(“Yangın var” diye feryat ederken, aklıma Çiller döneminde yanan Sait Halim Paşa yalısı geldi. Yangından bir süre önce bir yetkili yalının yanacağını ve içinde bulunan tarihi eserlerin sahteleriyle değiştirildiğini söylemişti. Dikkate alan olmadı. Neyse bu olayı belki iler ki günlerde yazarım. Bu millet  yangınlarda neler kaybetmiş neler…)

FON TARAFINDAN ÜSTLENİLEN VE HALKIN CEBİNDEN ÖDENEN YURTDIŞI KREDİLER

Demirbank yurtdışı bankalarından 3,9 milyar dolar, 1,3 milyar İngiliz Sterlini, 1.81 milyar İtalyan Lireti, 234,6 milyon Euro, 89,7 milyon Alman Markı ve 4,6 milyon İsviçre Frangı kredi kullandı. 153,3 milyon Euro, 59,5 milyon dolar ve 19,8 milyon Alman Markı kredi kullanan Erol Aksoy’un İktisat Bankası en çok kredi kullanan ikinci banka oldu. Bayındırbank 203,4 milyon dolar, 2,4 milyon Alman Markı ve 31 bin Euro kredi kullanarak en çok kredi kullanan üçüncü banka olurken, 192,3 milyon dolar, 147 milyon İspanyol pezatası, 8,7 milyon mark kredi kullanan Çağlar’ın bankası İnterbank dördüncülüğe yükseliyordu. Mehmet Emin Karamehmet’in fona alınan Pamukbank’ı 176,6 milyon dolar, 2,8 milyon Euro ve 658 bin İsviçre Frangı borcunu kamuya ödetiyordu. Mustafa Süzer’in bankası Kentbank’ın Hazine’ye yüklediği borçlar ise 68,4 milyon dolar, 45,64 Euro, 500 milyon Japon yeni ve 342 bin 300 marklık bir bilânço içeriyor. Korkmaz Yiğit’in sahibi olduğu Bankeskpres’in 71,9 milyon dolar, 6,3 milyon mark, 109,7 milyon Japon Yeni, 487 bin İsviçre Frangı, 288 bin 285 İngiliz Sterlini borcu bulunuyordu. Yurtdışına borcu bulunan bir diğer banka da kötü yönetim ve özelleştirme kurbanı Türk Ticaret Bankası. Bankanın sadece 40 milyon dolarlık borcu bulunuyordu. Hayyam Garipoğlu’nun Sümerbank’ı borçlu bankalar sıralamasında son sıralarda yer alıyor. 26,8 milyon dolar, 4 milyon mark ve 3 milyon Euro borcu bulunan banka batık bankalar içinde kötünün iyisi kategorisinde yer alıyor. Cıngıllıoğlu ailesinin bir diğer bankası olan Ulusalbank 17,04 milyon dolar,43,834 milyon Yen, 3 milyon Mark, 165 bin sterlin borcuyla fona devredilir. Halis Ağa’nın Toprakbank’ı 11,8 milyon dolar, Bank Kapital 7,4 milyon dolar, Yaşarbank 4,7 milyon dolar, Etibank 2,7 milyon dolar, Esbank 900 bin dolarlık borcunu kamuya ödeten bankalar olur. Egebank 700 bin dolar bir diğer Ege Bankası EGSBank ise 3 bin dolar borç yükler.

Popüler Yayınlar