ÜLKÜCÜ-SOLCU-ERMENİ: KİRKOR ALUÇ




Yukarıdaki başlık şaşırtıcı olsa da, memlekette artık hiçbir şey şaşırtmıyor beni. Diyoruz ya devlet herkesi herkesle çarpmış, toplamış, bölmüş diye. Onun için bir Ermeni’nin önce ülkücü sonra solcu olması da, düzen içinde muvafık görünüyor.
Daha önce DHKP-C’li Hizbullahçı gördük. Uyuşturucu taciri şeyh gördük. Ülkücü alevi polis müdürü de gördük. Tanıdığım pek çok kürt asıllı ülkücü de mevcut. Maocu, Leninci Atatürkçü gördüğümüz gibi, komünist kapitalistte gördük. Çok şükür… “Nasıl oluyor da oluyor” demeyin. Batıdan bir akademisyen getirsek ve tüm bu ideolojik sarmalın içine atsak ve bundan bir tez ortaya çıkar desek dumura uğrar ve arkasına bakmadan kaçar.
Klişe bir terim, “Türkiye’nin kendine özgü durumu vardır” burada cuk oturuyor. Şahsına münhasır bir ülke…
Kirkor Aluç kendini Türk sanan, aslen Ermeni asıllı bir ülkücü.
Hikâye çok ilginç fakat detaylar sınırlı. Kendim için tatmin edici derecede bilgilere ulaşmış olmasam da, belirli şartlar altındaki edinilmiş verileri paylaşacağım için okuyuculardan beni mazur görmelerini istirham ediyorum.

**********
70’li yıllar. Sol ve sağın birbirini yok etmeye- bunu da ülke çıkarları için-azmettiği yıllar. Vatan toprağına kan düşmeyen gün geçmiyor. Her gün siyasi görüşü şu veya bu olduğu için genç bedenler toprağa karışıyor. 40 yıl geçmesine rağmen halen tartışılan ve belki bir 40 yıl daha tartışılacak olan yıllar… Belki bu tartışmalardan ibret alırız önümüzdeki dönemde buna oldukça fazla ihtiyacımız olacak.
Kanın gövdeyi götürdüğü günlerden birinde dönemin önde gelen ateşli ülkücü militanlarından Doğan Yıldırım yıllar sonra, ideolojik çatışmanın kardeşi kardeşe vurdurttuğu yılları anlatırken, her şey bir planın parçasıymış diyor:
“Ben 1971’de Deniz Harp Okulu’ndan atıldım, ülkü ocakları yönetimine girdim. İllegaliteden sorumlu kişi benim, ülkü ocaklarında. Yani üniversite, yurt işgali gibi silahlı milahlı, vurdulu kırdılı işler bana bağlı. Atilla diye de böyle babayiğit bir çocuk var. Nereye gitsem geliyor benle. Afyon Yurdu diyoruz, gece işgal ediyoruz. Kayseri, Kırşehir, Adana, Bayburt, Antalya yurtları, Niğde hariç bütün yurtları aldık. Çatışıyoruz. Sivas Yurdu’nu almışız, karşısındaki Site Yurdu ile her gün çatışıyoruz. Bombalar mombalar… Kadırga Yurdu’nu işgal ettik. 15 gün bizde kaldı, ki çok stratejik bir yurt orası. Edirnekapı Yurdu’nu aldık.”
Dehşet verici değil mi? Doğan Yıldırım sanki bir başka ülkede yaşamış, anlattıklarını da orada icra etmiş gibi geliyor insana. Memleket sırat köprüsünden geçmiş. Hafazanallah…
Yıldırım, Kirkor Aluç ile ülkücü camianın içinde tanışmış ve solculara karşı birçok eylemde birlikte olmuşlar. Aluç’un o dönem ki ismi: Atilla.
Doğan Yıldırım Kirkor Aluç’u bu isimle tanırken, Aluç da kendini öyle biliyor. Kirkor olduğunu bilmiyor. Film senaryosu olacak hikâye…
Yıldırım, Atilla’nın Ermeni olduğunu nasıl anladığını ise şöyle anlatıyor:
Pek çok cephede mücadele verdik. Gece gündüz, işimiz gücümüz bu. Ülkü Ocakları Başkanı Nihat Çetinkaya, şimdi milletvekili olan Celal Adan yönetimde. Atilla da 17 yaşlarında filan, bu işin en önünde yer alan aslan gibi bir çocuk. Bir gün Atilla beni arıyor. Bizim yurtta kalıyor devamlı, yani militan. Ama 18 yaşına girdiğinde, ana babası bildiği insanlar, gerçeği söylüyorlar ona. Ana babasını yangında kaybetmiş bir Ermeni olduğunu anlatıyorlar. “İntihar edeceğim, Ermeni’ymişim!” dedi. Dedim ki Atilla sen benden ve tanıdığım bütün Türkçülerden daha büyük Türkçüsün. Çünkü Türklük kan, et filan değildir; duygudur, düşüncedir. Bunu dedik ama sarıldık ağlıyoruz. Ben ayrımcılığı askeriyede de görmedim. Ordudan atıldım, ülkü ocaklarına geçtim, orada başladı. ‘Bu Alevi dikkat et! Bu Kürt bilmem ne’ Siyasetin içinde gördüm ilk bu ayrımı. Atilla’ya dedim ‘Sakın benden başka kimseye söyleme bunu. Seni ajan der, atarlar.’ Ben camiamı bilmez miyim!”
**********
Zaman içinde Doğan Yıldırım ve Atilla yani Kirkor Aluç çeşitli sebeplerden dolayı birbirlerinden kopuyorlar. Atilla kendi iç dünyasındaki savaşın verdiği tesirle, ülkücülerden uzaklaşıyor. Almanya’ya gidiyor. Daha sonra Fransa’ya… Ermeni terör örgütü ASALA, Atilla’ya çengeli atıyor. Bu arada Atilla artık Kirkor Aluç. Bir süre ASALA tarafından eğitilen Aluç. Yurda geri dönüyor. Bu defa sol gruplar içinde faaliyet sürdürüyor. Fakat ASALA ile organik bağını kesmiyor. Çoğunlukla içinde olduğu grupları, ASALA’dan aldığı emirlerle maniple etmeye çalışıyor.
Derken 1975 yılında Aluç kendini tek başına bir olayın içine atıyor: Berec Pil Fabrikası Eylemi.
1975 yılı, ağustos ayında kitaplara konu olan ünlü Berec Pil Fabrikası grevi sürmektedir. Fabrika önünde her gün eylemler devam etmekte, işçilerle polisler, işçilerle işçiler her gün çatışmaktadır. 18 Ağustos sabah 6 sularında fabrika etrafında dolaşan Kirkor Aluç, polisle çatışmaya girer.
 19 Ağustos 1975 tarihli Milliyet Gazetesi’nde olaya konu olan haberde şunlar yazıyor:

“Berec Fabrikası yanında dün saat 05.45’de, Kirkor Aluç adlı boşta gezen bir işçiyle, 2. Şube polisleri arasında çıkan silahlı çatışmada, 2 polis yaralanmış ve sanık ancak bacağından vurularak yakalanmıştır. Semt halkının korkuyla pencere ve damlardan izlediği olay sabah meydana gelmiştir. Çatışma polisin şüpheli olarak dolaşan 20 yaşındaki Kirkor Aluç’un kimliğini saptamak istemesi üzerine çıkmıştır. Bir süre Almanya’da çalışan ve asker kaçağı olan Aluç, polislerin kimliğini sormaları üzerine kaçmaya başlamıştır. Bir ara sokakta polisler tarafından sıkıştırılınca kaçamayacağını anlayan ve polisçe adının THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) davasına karıştığı öne sürülen Kirkor iddiaya göre, tabancasını birden çekerek ateş etmeye başlamıştır. Sanığın açtığı ateş sonucu komiser muavini Fikret Erdinç kasığından, polis memuru Sezai Avcı’da bacağından vurulmuştur. Polisler de bu ateşe karşılık verinde Aluç bacağından vurularak ele geçirilmiştir…” 

Yaralı ele geçen Kirkor hastaneye götürülür. Yara alan bacağı kurtarılamaz. Mahkemeye 60 yıl hapis istemiyle çıkarılır. Fakat 2 yıl 9 ay ceza alır. Aluç’un avukatı ise, burası daha da ilginç: Ünlü avukat Burhan Apaydın’dır. Adnan Menderes’ten, Uğur Mumcu’ya, Dündar Kılıç’tan, Ahmet Emin Yalman’a kadar müvekkil yelpazesi çok ama çok geniş kitlelerden oluşan Apaydın, Aluç’u 2 yıllık ceza ile kurtarır.
Kirkor Aluç’un gerçekte, sabahın 5’inde grevdeki pil fabrikasının etrafında neden dolaştığı ve burada ne yapacağı, soruları cevapsız kalır. Hatta belki de hiç sorulmaz. Burhan Apaydın, ‘müvekkilinin Fransa’dan yeni geldiği, teyzesine gitmek için tesadüfen fabrikanın önünden geçtiği, polis ekiplerinin yaptığı aramadan korkup kaçarken, üzerine gelen iki silahlı sivil kişiye rasgele ateş açtığı’ şeklinde bir savunma yapar.
Birkaç cevapsız soru daha: Ünlülerin avukatı Burhan Apaydın, işsiz Kirkor Aluç’u nasıl savunmuştur. Vekâlet ücreti olarak kaç para almıştır. Bu para nasıl temin edilmiş veya nereden gelmiştir?

**********

Atilla nasıl Kirkor olmuş? Kirkor hangi girift ilişkilerin içinde bulunmuş? Şimdilik bunlar hakkında malumatımız yok.
Finali Doğan Yıldırım’ın, Kirkor’la cezaevinde karşılaşmasıyla yapalım:
 “… Cezaevinde iki ülkücüyüz, 150 kadar solcu var. O zaman daha ülkücüler pek içeri düşmemiş. Ecevit gelince birden başladılar ülkücüleri almaya, 80 öncesi. İçeride solcular bizi öldürmeye çalışıyor. Biz doğal olarak koğuşlarda kalamıyoruz. Cezaevi savcısına gidiyoruz, o ‘ben can güvenliğinizi koruyamam’ diyor. En son deliler koğuşuna kapağı attık. Canımızı koruyoruz. Fakat bu arada anlatıyorlar, ‘işte bu solcuların esas lideri Kirkor Aluç, Ermeni militan’ diye. O zaman MLSPB diye Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birlikleri var, onun lideri Hasan Şensoy da orada. Korkunç bir adam, 30 tane adam öldürmüş. 80’de tüm vurdu kırdıları yapan örgütün lideri. Ben Kirkor Aluç’u merak ettim, sonra gördüm bir şekilde ki bizim Türkçü Atilla. ‘Yanına geleceğim’ dedim. Gittim, Kirkor ayakları yok, kalkamıyor.”


 


Popüler Yayınlar