AYTUNÇ ALTINDAL VE MEZARLIK BEKÇİLERİ



17 kasım gecesi hayatını kaybeden Aytunç Altındal, Türkiye'nin hatta dünyanın, alanında en önemli ismiydi. Melami eğitimi alan Altındal kendi deyimiyle Havass'tan(*) (çift 't' ile) idi. Zaten 70'li yıllarda Cağaloğlu'nda kurduğu yayınevinin adını da “Havass” koymuştu.

Mayalar, İnkalar, piramitler, eski medeniyetler derken, gizli örgütler ve okültizme merak salmıştım. 15-16 yaşlarındaydım. Kardeşim ve arkadaşım Mehmet ile kütüphane ve sahaflar çarşısının yolunu çok arşınlamıştık. Aytunç Altındal'ın kitaplarıyla o yıllarda tanıştım. Hatta bir keresinde Türk Ocağı'ndaki sohbetine katılmıştım.

Ergenlik ilerledikçe ilgi alanları değişiyor....

Gazeteciliğe başladıktan sonra, Aytunç Altındal'la tanışma fırsatı bulmuş, onun ekseninde olduğu birkaç habere imza atmıştım.

Üyesi olduğu oluşum sayesinde, dünyada sayılı insana nasib olan uluslararası bağlantılara sahipti. 'Komplo teorisyeni' olarak ün yapsa da, o bunun öyle olmadığını biliyordu.

En büyük komplo; herkesi ortada bir komplo olmadığına inandırmaktır” Felsefesini iyi bildiğinden, analizlerine yaklaşımın aynı zaviyeden geleceğinin farkındaydı. Doğru bildiği yoldan hiç şaşmadı-sapmadı.

Rahmetli olunca herkes arkasından iyi konuşur diyeceksiniz. Altındal için geçerli değil. Onun milletini ve vatanını nasıl sevdiğini ve olayları milli bir şuurla değerlendirdiğini birçoğu bilir.

Kanser olduğunu duyunca çok üzülmüştüm. Hastalığı üzerindeki şüpheler, Altındal için sürpriz değildi. Yıllar önce bile öldürülme tehlikesi altında olduğunu söylemişti.

Hitler'in peşinde

1997 yılıydı. Bir Alman Enstitüsünde tanıştığım eski bir nazi askerinin peşindeydim. Adamla tanışmıştım ama bir türlü ilişkimi ilerletemiyordum. Oldukça yaşlıydı. Adı: Reinhard.

Ondan edindiğim bilgilerle önemli haberler yapabilirdim. Günlük gazetelerde çalıştığım esnada, günlük düşünürdüm. Günlük haber yapma telaşı, bakış açımızı daraltırdı.
Reinhard'la olan irtibatı sağladıktan sonra, onunla görüşmelerim devam ederken, Aytunç Altındal'la aynı ip üzerinde yürüdüğümüzü fark ettim. Bir noktada, karşı karşıya geldik. İkimizde farklı yollardan aynı bilgiye ulaşmıştık. Onun yanında esamem bile okunmaz. Benim gibi sıradan bir muhabiri ezip geçmemesi, yüksek ahlâk ve dürüstlüğünün nişanesidir benim için.

Oysa Hitler'le alakalı yaptığı araştırmada, bu bilgi can damarı olacaktı kitabının. Kullanmadı. İnsana ve emeğe olan saygısı üst boyutlardaydı.
Meslekte öyle öğrenmemiştik. 'Haber atlatma' diye bir şey vardı. Aynı hassasiyeti gösteremeyeceğimi açık yüreklilikle söylemekte behis görmüyorum.

Altındal'ın davranışı öyle etkili oldu ki; yaşlı naziye verdiğim sözün çok daha fazlasını yaptım. Reinhard, Kur'an a el basarak yemin ettirmişti bana. O ölene kadar verdiği bilgileri yayınlamayacaktım. 2002 yılında ölmesine rağmen, halen bilgileri kullanmış değilim.
Neden mi?
Bilmem.
Belki de henüz zamanı gelmediği için...

Cenazede bir garip adam

Rahmetlike son görev için Karacaahmet Şakirin Camii'ne gidiyorum.Yoğun katılım var. Lakin on katı daha insan görmeyi ümid ediyordum.
Kalabalık arasında Erol Mütercimler'e (**) gözüm ilişti. Önce kılık ve kıyafeti dikkatimi çekti, sonra davranışları.

Yahu cenazeye gidiyorsun. Milletin şusuyla, busuyla uğraşıyorsun diyelibirsiniz haklı olarak...

Mütercimler'de bir tuhaflık vardı veya bana öyle geliyordu. Kalabalığın içinde değil, kenarda duruyordu. Kafasında epey geniş kenarlıklı deve tüyü renginde fötr şapka, aynı renkte pelerin görünümlü palto. İşin ilginci, kasım ayı olmasına rağmen 20 derece sıcak vardı.

Mütercimler bir musalla taşına rahmetlinin yanına, bir bulunduğu noktaya gidip geliyordu. Cenaze namazı için saf tutulmaya başlandığında arka tarafa gitti. Epey önde olduğum için takip edemedim. Safa katıldı mı, yani cenaze namazı kıldı mı bilemiyorum. Kıldıysa da, o geniş kenarlı şapkayla nasıl tekbir getirdi halen düşünüyorum.

Altındal'ın eski arkadaşlarından Abdurrahman Dilipak kısa bir konuşma yaptı namazdan önce: Altındal'ın vefatından hemen önce görüşmek için haber gönderdiğini, hastaneye gittiğinde ona;  “Ben müslümanım, tekbirlerle gömülmek istiyorum” dediğini söyledi. Cemaate baktığınızda, Altındal'ı “alkışlarla uğurlayacak” topluluğun namevcut olduğunu zaten görebilirdiniz.

Neyse...

Altındal ile aynı anda iki cenaze daha vardı. Hepsinin cenaze namazını kıldık. Altındal omuzlarda, kabristanın içinde yürümeye başladık. Tekbirler eşliğinde, rahmetliye son vazifemizi yapmak üzere..

Karacaahmet İstanbul'un en eski mezarlıklarından biri. Mezarlıkta yer kalmadığı için, yanıbaşındaki arazi kabristan olarak hizmet vermeye başlamış. Yolumuz uzun...

Camiden beri Erol Mütercimler'e kafayı taktım ya; gözüm onda.

Tekbirlere iştirak ediyor. Zaman zaman aynı paralelde yürüyoruz. Göz göze geliyoruz. Kalabalığın içinde eğreti duruyordu.

Altındal'ı omuzlamak için yoğun talep var. 10-15 metre boyunca bende üzerime düşeni yapıyorum.
Sonunda Altındal'ın defnedileceği kabrin başına geldik. Kabrin üç sıra arkasındayım. Yanıbaşımda Mütercimler, öylesine bir elektrik alıyorum ki; ruhen yaşadığı rahatsızlık bana da sirayet ediyor.
Yüzündeki her zamanki alaycı tebessümle, meraklı bakışları etrafta fink atıyor. Sanki birini arıyor. Ama diğer taraftan da gözüyle kabir temasını kaybetmiyor.

Ayetler okunuyor peş peşe, defin işlemi başlıyor.

Bizimki biraz daha yaklaşıyor. Meraklı gözleri şimdi bir noktaya kenetlenmiş.

Acaba daha önce hiç cenazeye katılmadı” diye geçiyor aklımdan.

Yıllar önce bir arkadaşımın 10 yaşındaki oğlunu toprağa vermiştik. 5-6 yaşlarında kardeşi vardı. Ağabeyi defnedilirken, mezarların arasında koşup oynuyordu. Mütercimler'e bakınca küçük çocuğu onda gördüm adeta.

Kabir kapatılmaya başladı. Kürek kürek toprak. Topraklar...

Mütercimler'den bana ulaşan tarifini yapamadığım enerjinin etkisi devam ediyordu. O da toprak katkısı yapmak üzere kabre yaklaştı. Birkaç kürek darbesinin ardından bir başkası kaptı küreği.

Kenara çekildi Mütercimler, seramoniyi tahkike devam etti.

Son toprak atılana kadar bekledi, bekledi.

Mevsimin en sıcak günlerinden biriydi. Arazi mezarlık için yeni tahsis edildiğinden ağaç yoktu. Üzerimdeki ceket bile fazla gelirken pelerininden Mütercimlerin rahatsız olmadığını gördükçe bana hafakanlar basıyordu. O son derece rahattı.

Sanki paralel bir boyutta, farklı iklim yaşar gibiydi.

Sanki, sanki... Kıyafeti, mimikleri ve yaydığı enerjiyle; sanki Erol Mütercimler, Aytunç Altındal'ın ölümünü tescile gelmiş ruhani bir görevli gibiydi.

ALLAH NUR İÇİNDE YATIRSIN. MEMLEKETE BÜYÜK HİZMETLERİ OLDU. BÜYÜK ADAMDI. MEKÂNIN CENNET OLSUN. 





* Havass: İlerlemiş, ileri kimseler. Bilginler. Milletine hizmet eden.

** “Ergenekon” adını medyaya ilk sızdıran(!) kişi. Ergenekon davası sanığı. Pekçoklarından farklı olarak tutuksuz yargılandı. 8 yıl ceza aldı. Eski TSK mensubu, akademisyen, stratejist, yazar vs. vs.


Popüler Yayınlar